22 Temmuz 2012 Pazar

O ve hic....

                     Bir yalnızım, bir kalabalık. Bir deli, bir dingin. Vazgeçtigim mi özledigim, yoksa aradıgımı henüz bulmadım mı?
Çok kulak vermemek gerek icindekine! Kulagını, kalbini ve tüm benligini yine onun sahibine yöneltmeli. Gözlerin bakarken evladına yine Onu görebilmeli. Denizin, gökyüzünün, bir lokma ekmegin bile güzelliginde nefsini terbiye etmeli. Ol vakti geldiginde olacaksa hersey, bu müthis düzenin icinde kendini tek ve essiz zannetmemeli.
Sefalet, aclik ve yoklukta var. Ki kuvvetle muhtemel ya yasandı ya yasanacak illa ki bu hayatta. Susmak ve hep tesekkur etmek. En kötüsünün ne olacagını hic ögrenmeden ve basına her gelenin en iyisi oldugunu kabul ederek. Sonra baglamadan beklemek. Oglunun mezuniyetini, esinin sakinlesmesini yada eski bir arkadasinin catkapi ziyaretini. Sonra yetinmek. Sonuna kadar yetinmek. Asla onun vereceginden fazlasına ulasamayacagını kavrayarak yetinmek. Nasihatten ötürü yada kulaktan dolma degil lakin. Gögsündeki acıları severek, olmayanı eksik degil fazla gelecegini bilip hamd ederek kanaat getirmek.
                   Peki ya yarattıgı bir kuzunun annesinin memesinden ayrılması pahasına yasadıgı teslimiyetle Yaradana kavusma arzusu... Basit gibi görünen ama asla biz aciz kullarının hissedemeyecegi türden...

5 yorum: